Dünyada hayatın başlangıcı


HAYAT NEDİR? canlıyı cansızdan ayırmak için, çınarı,  m. ceylanı ve bakteriyi aynı tanımda bir leştirmek için, canlılar âlemini o çarpıcı çeşitliliği içinde göz önüne almak gerekir. Şimdi dünyamızda bulunan dört ila altı milyon canlı türünden hiç birinin bu topluluktan dışlanamayacağından ve karakteristikleri bakımından bir metale, bir makineye veya matematik bir nesneye benzetilemeyeceğinden emin olmak gerekir.

Solunum, üreme, beslenme, hareket bir canlıyı tanımlamak için artık yeterli değildir. Sadece canlı varlık, bakışımsızlık yaratabilecek niteliktedir. Kendiliğinden hareket edebilir, daha doğrusu irkiltilebilir, pek elverişli ! olmayan durumlardan kaçabilir veya o durumlara uyum sağlayabilir. Ayrıca’ kendi bünyesinde kendi başına bireşim yapabilir, yani kendisinde, bulunmayan veya ihtiyaç duyduğu maddeleri sentezleyebilir.

Canlının kimyasal bileşimi. Oksijen, karbon, hidrojen ve azot bir canlının başlıca bileşenleridir. Metaller eser miktarda bulunduğu halde su oram bazı canlılarda % 85′e varır : mesela medüzlerdeki su oranı denizin kendi yapısındaki su oranından fazladır. Buna karşılık mineralin başlıca özelliği silisyumun bolluğu, alüminyum, demir, sodyum gibi metallerin aşırı bolluğudur.

Fakat canlıyı mineralden ayıran daha önemli bir nokta elemenderinin molekül halindeki düzenlenişidir. Şekerler, yağ asideri, aminli asitier canlılara özgüdür. Dezoksiribo nükleik asit (DNA) canlının en özgün molekülüdür; kendi kendine çoğalabilen ve yaşam için gerekli bütün bilgileri içeren kromozomlar bu moleküllerden yapılmıştır. Çifte sarmal biçimindeki bu molekülde bir şifrenin harflerine benzer şekilde sıralanmış 6 milyardan fazla molekül yer alır ve bunların tamamına genetik şifre adı verilir. Çoğunlukla DNA moleküllerinin boyu bugün bilinen biyolojik yüksek polimerlerin tümünün boyunu geçer.

HAYATIN BAŞLANGICI

Hayatın başlangıcı sorunu, düşünürleri ve ilim adamlarını oldum olası meşgul etmiştir ; öylesine karmaşık bir sorundur.

Hayatın başlangıcı hakkında dinlerin öne sürdüğü varsayımın ötesinde bir görüş için, Pasteur’ü beklemek gerekti : Pasteur 1864′te, kendiliğinden üremenin bir kuruntu olduğunu öne sürdü, tartışma ve gerçek araştırmalar da, o tarihten itibaren başladı. Önce hayatın başlangıcı uzayda arandı ; yıldızlararası panspermi teorisine göre, Yer yüzüne hayat bir başka yıldızdan tohum halinde gelmişti. Hayatin karbonlu gök taşlarında aranmasının sebebi budur. 1864′te Toulouse yakınında Orgueil’e düşen gök taşında birçok doymuş hidrokarbon bulundu. Ne var ki, o gün böylesine bir madde üzerinde yapılan analizler, kesin bir hayat izi bulunmasına el vermedi.
Kaldı ki, biyolojik bakımdan ilgi uyandıra bilen amonyak, metil alkol gibi maddeler, o zamandan sonra yıldızlararası ortamda da bulundu. Uzayda başka hayat biçimleri bulmak için yoğun araştırmalara bu keşifler yol açtı.

Ama bugün bilim adamlarının itibar ettiği en ciddî varsayım, hayatin Yer yüzünde başladığı düşüncesidir. Hayat, büyük bir olasılıkla suda başladı ; bugünkünden çok değişik bir ortamda ve birtakım karmaşık tepkimeler sonucunda, volkanların, yıldırımların ve kozmik ışınların sağladığı enerji sayesinde ve canlıların temel yapı taşı olan sudan doğdu.

HAYATI YENİDEN YARATMAK

Amerikalı bir öğrenci, Stanley L. Miller 1913’te şaşılacak derecede basit bir deneye girişti. Gezegenimizin başlangıçtaki ortamını yapay olarak gerçekleştirdi ve orada canlılara özgü moleküllerin birçoğunu sentezlemeyi başardı (bk. aşağıdaki resim).
Meydana gelen tepkimeler birçok polimerleşmeyle, yani birçok molekülün uç uca gelip birleşerek zincirler oluşturmasıyla sonuçlanmaktadır. Suya konulan bu maddeler yağ asideri sayesinde küçücük küreler halinde topaklaşmaktadır. Elverişli bir ortamda, örneğin tuzlu bir ortamda, bu küçük küreler bir büyüme sürecine girmekte ve bakterilerin bölünmesine benzer bir bölünme yeteneği göstermektedir.

Deneysel olarak gerçekleştirilememekle birlikte DNA’nın oluşumu dünyanın başlangıç ortamında tamamen akla yakın bir olay sayılabilir ; son evrede DNA bu kürecikler den birinin içine yerleşmiş ve böylece ilk hücre doğmuş olabilir.

A Hayatın doğuşu sırasında dünyanın durumu.

Yaklaşık 7 milyar yıl önce Dünya oluştuğu zaman sıcaklığı o kadar yüksekti ki, kayaçlann tümü erimiş haldeydi. Soğuma başlayınca 4,5 milyar yıl kadar önce ilk kayaçlar ortaya çıktı. Atmosferde sıcaklığın 100 °C’nin altına düşmesi ve sıvı suyun ortaya çıkması için hayli beklemek gerekti. O zamanlar atmosferin bileşimi şimdikinden çok farklıydı. Serbest oksijen yoktu, atmosfer su buharıyla yüklüydü ve yanardağlann püskürmesi atmosferi karbondioksit (CO2), amonyak (NH3), metan (CH4)… gibi gazlarla zenginleştiriyordu.

C Müler’m hayatın sınırına yaklaşan deneyi.

Miller, dibinde su bulunan bir cam balona, yaşamın doğuşu sırasında Yer yüzünde bulunduğu sanılan gazlardan (metan, amonyak, karbondioksit) oluşan bir atmosfer yerleştirdi. Balondaki suyu ısıtarak su buhan oluşturdu. İlk atmosferi andıran bu gazlı kanşım, içinde elektrik şimşekleri çaktınlan bir başka balona gidecek şekilde bir boruda dolaşıyordu. Miller bu gazı soğutarak meydana gelen ürünlerin yoğuşmasım sağladı. Elde edilen sıvının analizi proteik yapıdaki aminli asitlerin, şekerlerin, yağ asitlerinin varlığını gösterdiği gibi, hayat için gerekli daha başka temel moleküllerin varlığıyla da dikkati çekti.

PREKAMBRIYENDE VE KAMBRİYENDE HAYAT

 BAKTERİLER, İLK CANLILAR

Bilinen ilk canlılar bakterilerdir : Grön land’da 3,8 milyar yıl, Transvaal’da 3,7 milyar yıl yaşındaki kayaçlar içinde fosilleri bulunmuştur.

Mavi su yosunları yataklarından oluşan kalker yapılar, yani stromatolitler yaklaşık olarak 3 milyar yıl kadar önce ortaya çıkmıştır. Bu yosunlann çok yoğun bir fotosentez yaptığı ve atmosferde oksijen gazının oluşmasında temel rol oynadığı anlaşılmaktadır. Oksijeni özümleyen, yani solunum yapan daha karmaşık organizmalar o zaman ortaya çıkabilirdi.
Bütün bu organizmalar küçüktü (60 mik I rometreden küçük) ve prokaryotlar (çekirdeksiz hücreler) âlemine aitti. Bakteriler, basiller, mavi su yosunları gibi binlerce canlı türü bu kategoriye girer.
1 milyar 450 milyon yıl öncesine doğru, büyük boy hücreler (100 ila 600 mikrometre) ortaya çıktı. Bilinen ilk ökaryotların (çekirdekli hücreler) bunlar olduğu sanılır. Bu organizmalar atalanndan önemli ölçüde farklıydı, çünkü bir çekirdek ve çeşitli orga nider içeriyordu. Boston üniversitesinden Profesör Margulis bu organitlerin karşılıklı yarar (simbiyoz) icabı başka prokaryotlarla birleşen prokaryotlar olduğunu öne sürmektedir. Mitokondriler başlangıçta belki de bakteri, plasdar su yosunu, kirpik veya kamçılar spiroketa cinsinden bakteri idi.
Bakterilerin olağanüstü bir yaşama gücü vardır : 720 milyon yıllık kaya tuzu bloklarının içinde bile canlı bakteri bulunmuştur.

CANLILARIN BEŞ ÂLEMİ

Prokaryotlar dediğimiz ilk hücreler günümüzde de yaşamakta ve bir âlem oluşturmaktadır. Bugünkü dört büyük canlılar âlemi de onlardan doğmuştur :
• mantarlar : klorofilden yoksun bitkiler olan mantarlar, maya mantarlan gibi tek hücreli olabileceği gibi, birçoğu bir arada iplikler ve sütunlar halinde, ya da ormandan toplanıp yenen şapkalı mantarlar gibi çok hücreli varlıklar da olabilir ;
• bitkiler : yosunlar, kozalaklı ve çiçekli bitkiler ;
• protistler : amipler, kirpikliler, ışınlılar, bunlardan başka yeşil, esmer veya kırmızı su yosunlan ;
• hayvanlar : mercanlardan, süngerlerden, solucanlardan üstün yapılı hayvanlara kadar çok çeşitli türler.

DENİZLERDE HAYAT

Prekambriyen uzun zaman canlı bulunmayan bir dönem sayıldığı halde, bu döneme ait yüzlerce fosil bulundu ve toplandı.
Birinci Zaman ( 570 ila 240 milyon yıl) yalnız başlıca omurgasız gruplarının değil, ilk omurgalılann da ortaya çıktığı dönemdir.
İlk omurgalılar çenesiz balıklardı (agnat ha) : bunlann en eski örneği 470 milyon yıla tarihlenir. Solungaç destekleri henüz değişikliğe uğrayıp çeneleri oluşturmadığı gibi, bu balıklann üzeri, bütün kıkırdak iskeleti örten dentinden yapılmış pullarla kaplıydı.
Başlangıçta kıkırdaktan olan omurga hızla kemikleşti. 420 milyon yıllara doğru, akantodiyenlerde, çene ve ön üyeler ortaya çıktı.
îskelederi kaim bir zırhla kaplı olan pla koderma grubundan bugün yalnız köpekbalıkları ve kimeralar var. Plakodermamn uzunluğu 6 metreye varan dev biçimleri de bilinmektedir.
Çenenin ortaya çıkışından kısa zaman sonra, ağzı çevreleyen dentin pulların gelişmesiyle ilk dişler oluştu.

ZAMAN ÖLÇEN FOSİLLER

Jeolojik zamanlar yüz binlerce türün doğuşu ve batışıyla belirgindir. Çağlar büyük grupların varlığıyla, mesela Birinci Zaman trilobiderle, İkinci Zaman dinozorlarla belirlenir. Bir canlı türünün yaşam süresi 2 ila 10 milyon yıl arasında değişir.
Fosillerin varlığına veya daha doğrusu birçok değişik türün varlığına bakılarak, ömek olarak ele alman fosiller, canlılar âleminde yeri her zaman bulunamayan gruplardan olsa bile, tortul küdelerin yaşını belirlemek olanağı vardır.

KARALARIN FETHİ

Balıklar, 380 milyon yıllarına doğru, kaslarla donanmış gerçek birer üye olan çift yüzgeçlerini henüz edinmiştir. Kimi balıklarda, solungaçların yakınında, akciğeri andıran keseler bulunduğu gibi, dış burun delikleri ve gözyaşı kanalı da var. 1952;de Komorlar’da keşfedilen coela canthus, tükendiği sanılan bu türlerin yaşayan nadir örneklerinden biridir. Karaların fethi akarsulardan ve göllerden başlamıştır. Sudan ilk çıkan omurgalılar amfibyumlardır. Bunlar yeni hareket ve solunum sorunlarına göğüs germek zorunda kaldılar.
Bilinen en eski amfibyum 360 milyon yıllık olan ihtiyostega’dır (ichtyostega). Bu hayvanın Grönland’da bulunan fosilleri kuyrukludur ve solungaç kapak kemikleri, erişkinken solungaçlı olduklanm, güçlü kaburga kemiklerin bulunması da karaya uyarlandıklarını göstermektedir.

A Amfibyumların atalarından biri.

Eusthenopteron ilk amfibyumların en yakın akrabalarından biridir. Bu hayvan, üyeleri ve akciğerleri olan bir balıktı.  İhtiyostega: (ichtyostega).

Bu ilkel amfibyumun ayakları, karada yer değiştirmeyi kolaylaştıran önemli gelişmeler edindiğini göstermektedir. Beş parmak serbesttir, dirsek ve önkol kemikleri aynı uzunluktadır ve elin hareketini kolaylaştırmaktadır ; öte yandan kol ve uyluk kemiklerinin bağlantısı artık tam bir eklemle sağlanmaktadır. Bununla birlikte bacaklar çok yana açık bir konumdadır ve vücut tümüyle yerden kesilemez.

BİTKİLER ALEMİ

Fosil sporların keşfinden de anlaşıldığı gibi 430 milyon yıl önce bitkiler vardı ; bilinen ilk damarlı bitki, Cooksonia 410 milyon yıllıktır. Cooksonia tepesinde üreme orgam bulunan basit bir sap biçimindedir. Rhynie sitinde (Iskoçya), 400 milyon yıl öncesine ait tabakalarda (kabuklu ve böcek fosillerinden başka) ilk yapraklı bitkinin (Asteroxylon) kalıntıları da vardır.

Ancak 350 milyon yıla doğru bitkiler yumurta ve çiçektozunu yaratarak kendi çoğalmalannı sağlamıştır. Bu süreçte döllenmiş yumurta tohuma dönüşmekte, tohum kopup aynldıktan sonra başka yerde yeni bitki vermektedir. En ilkel olan sistemde bile bitkinin erkeği, dişisi vardır. Kozalaklılarda erkek ve dişi organlar aynı ağaç üzerinde bulunuyordu. Açıktohumlular (gymnospermae) denen bu çiçeksiz bitkiler, çiçekli bitkiler (angiospermae) yaklaşık 100 milyon yıl önce ortaya çıkıncaya kadar yer yüzüne hâkim olmuştur.

Karboniferdeki flora bolluğunun hâkim bitkisi eğreltilerdi. Taş kömüründe fosil bitkilerin sayısı pek çoktur. Taş kömürü bu bitkilerin toprak altına gömüldükten soma basınç altında çürüyüp çözülmesinden doğmuştur.

340 milyon yıla doğru karaları geniş ormanlar kaplıyordu. Çürüyüp çözünerek taş kömürünü verecek olan bu ormanlar çok nemli, genellikle bataklık alanlarda bulunuyordu. Amfibyumlar bu ormanlarda çoğalıyordu. Temelde etçil olan bu hayvanlar böcek, örümcek, salyangoz, solucan, balık, hatta başka amfibyum yiyerek besleniyordu. Karafatmalar ve gümüşbalıkları morfolojik bakımdan bugünkü türlerinden pek farklı değildi. Bu nedenle bugünküler ilginç canlı fosiller sayılabilir.

SÜRÜNGENLER

Bugün çok heterojen bir grup oluşturan  11 bu hayvanlar 290 milyon yıl önce ortaya çıktı, ikinci Zaman’da korkunç şekilde çoğaldı, bütün ortamları kapladı, kuşlarla memeliler bunlardan türedi. Kertenkelenin 230 milyon yıl önce ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Dişler bunlarda kesici, köpekdişi ve azı olarak çeşitlendi. Daha sonra vücut sıcaklığım ayarlama mekanizmaları ortaya çıkacaktır.
ikinci Zaman içinde sürüngenlerin çeşitlenmesi öyle olmuştur ki, biyolojistler bütün türleri bu sınıfta toplayabilmek için ortak bir karakter bulamamaktadırlar. Ortak sayılabilecek tek özellikleri bacaklannın yatay ve kısa olmasından dolayı sürünerek yürümeleridir.
Memelilerin atası olan ilk memeli sürüngenler 280 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır.

EVRİMİN İNCELENMESİ

Bugünkü veya fosil türler üzerinde çalışan sistematik çilerin hedefi canlı varlıklan sınıflandırmaktır.
Evrim, atalar ve ardıllar kavramına dayanır. Türlerden herbirinin sahip olduğu karakterler arasında hangilerinin atalardan geldiği (ilkel karakterler), hangilerinin evrim sırasında ortaya çıktığı (türeme karakterler) ayırt edilmelidir. Birbirini dölleyebilen bireyler grubu olarak tanımlanan tür (döllenme .sonucunda doğan birey yavru yapabilir) sınıflandırmanın temel birimidir. Sınıflandırma türler arasındaki akrabalık bağlarını, dolayısıyla bun lann evrimlerindeki çeşitlenmeyi hesaba katmak zorundadır.

JEOLOJİK ZAMANLAR

jeolojik zamanlar tablosu

jeolojik zamanlar tablosu

Yerin oluşundan bu güne kadar geçirdiği şekil, isi, bitki örtüsü, v.b. değişikliler. jeoloji bilimi yönünden incelendiğinde, ilkel zaman, birinci zaman, ikinci zaman, üçüncü zaman ve dördüncü zaman olmak üzere beş büyük bölüme ayrildiği görülür.
bu çeşitli zamanlarin her biri de devirlere, devirler tabakalara, tabakalar da daha küçük kisimlara ayrilir.
ilkel zaman (antekambrien), hayatsiz olan zamandir. arkeen ve prekambrien olmak üzere iki devre ayrilir. arkeen devre ait incelemelerde, hiç bir canli izine rastlanmamiştir (bitki ya da hayvan). prekambrien devrine ait izlerde ise bugünkü kirkayaklara benzer cinste hayvanlarin yaşadiği anlaşilmaktadir.

birinci zaman (paleozoik) eski hayvanlar zamanıdır. bu zamanda, şekil bakimindan çok az gelişmiş her gruptan canliya rastlanmaktadir. fakat bu zamanda memeliler, kuşlar, kapali tohumlu bitkiler yoktur. bu zamanin bitkilerinin çoğunu, çiçeksiz fakat kökü olan bitkiler, atkuyruklari, kibrit otlan, açik ve kapali tohumlu çiçekli bitkiler meydana getirmektedir. bütün bu bitkilerin yükseklikleri de 10-40 metreyi bulmaktadir. bu zamanin hayvanlarinin büyük bir bölümünü de deniz hayvanlari meydana getirmektedir. bunla da en ilkel hayvanlardir. biraz gelişmiş hayvanlar arasinda bu zamanda rastlanan hayvanlardan çeşitli baliklar, kurbağalar, bazi sürüngenler dikkati çekmektedir. birinci zaman, kambrien, silürien, devonien, karbonifer, perm devirlerine ayrilmaktadir.

ikinci zaman (mozozoik) orta hayvanlar zamanidir. birinci zamana oranla daha sakin ve durgun bir zamandir. atmosfer az yoğun ve az sicaktir. üç devreye ayrilir: trias devri, tura devri, tebeşir devri. bu zamanda bulunan bitkiler arasinda, bugün bile varolan çamlar ve sedir ağaçlari, bu zamanda meydana gelmiştir. bu arada çinar, kavak, incir, meşe, bambp, palmiye gibi bitkiler de bu zamanda oluşmuştur. bu zamanin hayvanlari da dikkati çekecek özelliktedir. bu zamanda ilkel hayvanlarin gelişmiş türlerinin yaninda kelebeğin, istakoz, yengeç gibi yüksek kabuklularin meydana geldiği kemikli baliklarin belirdiği görülür. fakat, bu zamanin asil karakteristik hayvanlari, jura devrinde gelişen ve karada yaşayan sürüngenlerdir. bunlardan bazilari küçük boylu olduklari halde, diğer bir kisminin boylari 30-60 metreyi bulur. bazilari ot yiyicidir. çoğunun üzerleri iki kat zirhla örtülmüştür. genel bir şekilde bunlar pek büyük hayvanlar. dir. bu sürüngenler arasinda suda yüzen ve uçanlarina da (kuşlarin bu devir de oluştuklari sanilir) rastlanir.

üçüncü zaman (meozoik) yeni hayvanlar zamanidir. bu zaman dehşetli volkan püskürmelerinin, tektonik olaylarin meydana geldiği etkin bir zamandir. bu olaylar sonucu, yeryüzünde, üçüncü zaman oluşumlari (alpler) pireneler,apeninler, karpatlar and dağlan himalayalar meydana gelmiştir. ülkemizin en yüksek volkanik dağlari (erciyas, ararlar süphan dağlari toroslar) bu zamanda olmuştur. üçüncü zaman, kendisinde bulunan ve bugün de halâ yaşayan birçok canli türlerin karakterize edilmesiyle dört devre ayrilir: eosen (bu devirde nümmelitler boldur), oligosen (bol oranda yumuşak, çalarin bulunduğu ve geliştiği devirdir), miyosen (fillerin, geviş getirenlerin ve atlarin geliştiği devirdir), pliyosen (bu devrin yumuşakça ve memelileri, tamamiyla bugünkü şekillerine benzer).

dördüncü zaman (antropozoik) insan zamanidir. bu zamanda yerel alçalmalarla yerel püskürmelere, nehirlerin deniz kenarlarina getirdikleri bazi alüvyonlara rastlanir. bu zamanin önemli olaylarindan birisi buzullarin genişlemesi, öbürü de insanin meydana gelişidir. bu sebeple bu zamana ilkel ya da medenî insan zamani da denir. dördüncü zaman pleistosen. holosen adlan altinda iki devreye ayrilir. bu zamanin hayvanlari, zamanimizin hayvanlarin aynidir. ancak, zaman başlangicinda var olan hayvanlardan bazilari, bugün yok olmuşlardir. (filden daha büyük olan mamut gibi). diğer bir kisim hayvanlar da isi değişimlerine göre, daha soğuk ya da daha sicak bölgelere göç etmişlerdir. ilk insan da pliosen devri sonlarinda meydana gelmiştir.
Yeniansiklopedi.com

Reklamlar

No comments yet... Be the first to leave a reply!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: